Bir vülger izlenimcilik örneği
Geçtiğimiz günlerde Stalinist tarihçi Candan Badem’in yaklaşık bir yıl önce Yurtsever gazetesinin web sitesinde yayımlanan, birbirinin devamı niteliğindeki iki yazısını okudum. Bu yazılarda Badem, bir başka Stalinist yazarın, Sinan Dervişoğlu’nun iki ciltlik Sovyet Deneyi ve Yarının Sosyalizmi [1] başlıklı kitabını değerlendiriyor. Badem, kitabın birinci cildini ilk yazısında [2], ikinci cildini ise yaklaşık iki hafta sonra yayımlanan ikinci yazısında [3] ele alıyor.
Badem, ikinci cildi değerlendirdiği yazıda, Sovyet ürünlerinin kalitesi ve rekabet gücü konusunda Dervişoğlu’nu çok haksız bir önermede bulunmakla suçluyor ve bu konudaki itirazını şöyle gerekçelendiriyor:
[Dervişoğlu d]iyor ki Sovyetlerin ve sosyalist ekonomilerin geçerliliği ve
rekabet gücü olan bir markası (Kalaşnikov hariç) olmamıştır! Dervişoğlu ne
yazık ki bu iddiasıyla Putin’e benzemiştir: Putin de SSCB galoştan başka bir
ihraç maddesi yoktu demiştir! Dervişoğlu acaba hiç mi Sovyet Serkisov saati,
Zenit fotoğraf makinesi görmemiştir? Sovyet Lada otomobilleri kendi
segmentlerinde gayet başarılıydılar. Benim çocukluğumda 1970lerin
Kars-Ardahan’ında Sovyet malı tırpanlar en kalitelisiydi. Sovyet traktörleri ve
biçerdöverleri ise ABD ve NATO etkisi yüzünden Türkiye’ye giremiyordu.
Perestroyka döneminde Gorbaçov haininin ihracat hakkı verdiği bazı
kooperatifler ucuz ve kaliteli olan Sovyet tereyağını piyasadan toplamışlar ve
Avrupa’ya satmışlardı. Bence Gorbaçov’un ihaneti kooperatiflere izin vermesi
değil, kooperatiflerin devlet mülkiyetini yağmalamasına ve sübvanse edilen
devlet ürünleri üzerinden rant elde etmesine izin vermesiydi.
Dervişoğlu’nun
kitabını henüz okumadım. Dolayısıyla bu yazıda onun kitabında yer alan konuyla
ilgili argümanları değerlendirmem de söz konusu olamaz. Burada yalnızca
Badem’in Sovyet ürünlerinin kalitesini ve rekabet gücünü tartışırken ve
Dervişoğlu’nu eleştirirken başvurduğu izlenimci yöntem üzerinde kısaca durmak
istiyorum.
Böyle bir tartışmada çıkış noktamız izlenimler değil, SSCB’nin ihracatının yapısına ilişkin somut veriler olmalı. Gerçek şu ki, özellikle geç Sovyet döneminde, SSCB’nin konvertibl döviz kazandıran pazarlara yönelik ihracatında enerji ürünleri ve ham maddeler büyük ağırlık taşıyordu. IMF, Dünya Bankası, OECD ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası uzmanlarının hazırladığı, 1991’de yayımlanan A Study of the Soviet Economy başlıklı araştırmada aktarılan veriler bu tabloyu bütün açıklığıyla ortaya koyar: 1989’da SSCB’nin gelişmiş kapitalist ülkelere ihracatının yüzde 55,1’ini yakıt ve elektrik, yüzde 15,3’ünü maden cevherleri, maden konsantreleri, metaller ve metal ürünleri, yüzde 7’sini ise ahşap ve kâğıt oluşturuyordu. Bu üç grubun toplam payı yüzde 77,4’tü. Buna karşılık makine, ekipman ve ulaşım araçlarının payı yalnızca yüzde 3,2, sanayi tüketim mallarının payı ise yüzde 2,8 düzeyindeydi. [4]
Badem, Sovyet
ihracatının yapısını hiç tartışmadan, Dervişoğlu’na karşı Sovyet sanayi
ürünlerinin rekabet gücünü savunmak için Serkisof saatlerini, Zenit fotoğraf
makinelerini ve Lada otomobillerini başarılı Sovyet ürünlerine örnek olarak
veriyor. Ardından çocukluğunun geçtiği Kars-Ardahan’da Sovyet tırpanlarının
yörede bulunan en kaliteli tırpanlar olduğunu hatırlatıyor. Ancak hangi Sovyet
yapımı ürünün, hangi dönemde, hangi rakipleri karşısında, hangi ölçütlere göre
başarılı olduğu konusunda bir şey söylemiyor. Akılda kalmış birkaç marka adı ve
çocukluk hatıraları, yani bazı öznel izlenimler ekonomik ve tarihsel tahlilin
yerine geçiriliyor.
Hiç kuşkusuz
Sovyetler Birliği’nde işe yarayan, dayanıklı veya belirli pazarlarda alıcı
bulan sanayi ürünleri üretilmiştir. Bunun tersini savunmak anlamsız olur. Ancak
belirli ürünlerin bu özelliklere sahip olması, Sovyet sanayisinin yaygın ve
ciddi kalite ve üretkenlik sorunlarını ortadan kaldırmaz. Sovyet yapımı
malların dayanıklılık, güvenilirlik ve teknik performans bakımından
rakiplerinin gerisinde kalması, uluslararası rekabet güçlerini sınırlayan
önemli etkenlerden biriydi. Ayrıca bir ürünün dışarıya satılabilmesi de tek
başına teknolojik üstünlük veya yüksek emek üretkenliği anlamına gelmez.
Nitekim Johns Hopkins Üniversitesi’nde siyasal iktisat profesörü ve Dünya Bankası danışmanı olan Béla Balassa’nın 1989 tarihli araştırması, Sovyet dış ticaretinde yakıt ve ham maddelerin ağırlığını vurgularken, mamul mal ihracatının geliştirilmesinin önündeki temel engellerden biri olarak kalite sorununa işaret ediyordu. [5] Marksist değer teorisinin terminolojisiyle ifade edersek, sorun bu ürünlerin kullanım değerlerinin somut özelliklerinde, yani ihtiyaçları karşılama kapasitelerindeki eksikliklerde kendini gösteriyordu. Elbette Balassa’nın önerdiği piyasa reformlarını benimsiyor değilim; fakat ortadaki bu somut gerçeği de bir saat markasını ve Sovyet yapımı bir tırpanı örnek göstererek geçersiz kılmamız mümkün olmaz.
Bunun ötesinde,
Badem’in Zenit örneği son derece tartışmalıdır. Söz gelimi Zenitcamera
arşivinde yayımlanan 1969 tarihli bir fabrika içi
değerlendirmede,
ağustosta üretilen Zenit-7 fotoğraf makinelerinin yüzde 40’ının şikâyetler
üzerine geri döndüğü belirtiliyor. [6] Bir işletme için ciddi bir kalite
sorununun göstergesi olan bu oranı bütün Zenit modellerine ve bütün yıllara
genellemek elbette yanlış olur. Ancak yalnızca Türkiye’de belirli bir yaşın
üzerindeki insanların bir bölümünün tanıdığı Zenit markasını anmak da bu
makinelerin rakipleri karşısındaki kalite ve rekabet gücünü ortaya koymaya
yetmez.
Lada konusunda da
aynı ayrımları yapmak gerekir. Badem’in bu otomobillerin kendi segmentlerinde
başarılı oldukları yolundaki iddiası, hangi pazarın, dönemin ve başarı
ölçütünün kastedildiği açıklanmadan havada kalıyor. Daha önce AvtoVAZ üzerine yazımda ele aldığım emek-zaman karşılaştırması,
otomobillerin dış pazarlarda belli bir sayıda alıcı bulmasının üretimdeki ciddi
üretkenlik ve etkinlik sorunlarını ortadan kaldırmadığını gösteriyordu. Uluslararası
pazarda satış yapabilmek, ürün kalitesi ve emek üretkenliği birbirinden farklı,
fakat birlikte incelenmesi gereken konulardır.
Tereyağı örneği
ise daha da düşündürücüdür. Badem, perestroyka döneminde bazı
kooperatiflerin ucuz ve kaliteli Sovyet tereyağını iç piyasadan toplayıp
Avrupa’ya sattığını yazıyor. Oysa Britanya parlamentosuna sunulan verilere
göre, Avrupa Topluluğu
yalnızca Ocak–Ağustos 1989’da SSCB’ye 118 bin ton tereyağı ve tereyağı yağı
ihraç etmişti. [7] Bu veri, Badem’in sözünü ettiği satışların yapılmadığını
kanıtlamaz; ancak anlattığı satışların ne tür bir ekonomik tablo içinde
gerçekleştiğini gösterir.
Üstelik Badem’in
kendi açıklamasına göre kooperatifler devletçe sübvanse edilen ürünlerin fiyat
farkından yararlanıyordu. İçeride düşük fiyatla satın alınan bir ürünü dışarıda
daha yüksek fiyatla satabilmek, o ürünün üretiminde uluslararası ölçekte verimli
olunduğunu göstermez. Devlet sübvansiyonundan kaynaklanan bir kazanç fırsatı
ile üretimin rekabet gücü birbirine karıştırılmamalı.
Sovyet
sanayisinin performansını tartışmak için emek üretkenliğine, maliyetlere,
ürünlerin teknik özelliklerine ve ihracatın yapısına bakmak gerekir. Badem ise
bunlara hiç değinmeden, seçtiği birkaç Sovyet yapımı ürünü ve bir çocukluk
hatırasını sıralamayı yeterli görüyor.
Badem’in Sovyet
ürünlerinin kalitesini ve rekabet gücünü savunurken izlenimciliğin son derece
vülger bir hâlini sergilediğini söylersek, haksızlık etmiş olmayız.
[1] Sinan
Dervişoğlu, Sovyet Deneyi ve Yarının Sosyalizmi, 2 cilt, İstanbul: Canut
Yayınları, 2025.
[2] Candan Badem,
“Sinan Dervişoğlu’nun Sovyet Deneyi ve Yarının Sosyalizmi kitabı üzerine”, Yurtsever,
22 Ekim 2025. Çevrimiçi erişim: https://yurtsever.org.tr/2025/sinan-dervisoglunun-sovyet-deneyi-ve-yarinin-sosyalizmi-kitabi-uzerine-553635/
[3] Candan Badem,
“Sinan Dervişoğlu’nun Kitabı, cilt 2: Bugünün ve Yarının Sosyalizmi”, Yurtsever,
3 Kasım 2025. Alıntı bu yazıdan yapıldı. Çevrimiçi erişim: https://yurtsever.org.tr/2025/sinan-dervisoglunun-kitabi-cilt-2-bugunun-ve-yarinin-sosyalizmi-553979/
[4] IMF, Dünya
Bankası, OECD ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, A Study of the Soviet
Economy, cilt 2, 1991, “External Trade Reform” bölümü, Tablo IV.3.2: “USSR:
Commodity Structure of Exports, 1980–89”. Tablonun kaynağı Sovyet istatistik
yayını SSSR v tsifrakh 1989’dur (1990). Metindeki oranlar tablonun
“sosyalist olmayan gelişmiş ülkeler” kategorisine aittir; yüzde 77,4,
belirtilen üç ürün grubunun paylarının toplamıdır. Çevrimiçi erişim: https://www.elibrary.imf.org/display/book/9789264134683/ch011.xml
[5] Béla Balassa,
Reflections on Perestroyka and the Foreign Economic Ties of the USSR,
PPR Working Paper Series, WPS 149, Washington, DC: Dünya Bankası, Ocak 1989,
özellikle s. 6 ve 18–19. Çevrimiçi erişim: https://documents1.worldbank.org/curated/en/716411468769321534/pdf/multi0page.pdf
[6] “Еще раз о
качестве фотоаппаратов” [Fotoğraf makinelerinin kalitesi üzerine bir kez daha],
Sovetskiy Patriot, 7 Ekim 1969; Zenitcamera arşivinde yeniden yayımlanan
fabrika gazetesi yazısı. Çevrimiçi erişim: https://www.zenitcamera.com/archive/history/once-again-about-quality.html
[7] “EC Food Exports”, Hansard, Avam Kamarası, 5 Mart 1990, cilt 168, sütun 496W. Ocak–Ağustos 1989 dönemini kapsayan tabloda SSCB’ye gönderilen miktar, “Butter (incl. butter oil)” başlığı altında 118 bin ton olarak verilmektedir. Çevrimiçi erişim: https://api.parliament.uk/historic-hansard/written-answers/1990/mar/05/ec-food-exports













