Çağdaş Stalinist “tarihçiler”:
Bill Bland (2)
Bir önceki
bölümde, Türkiye’de Bill Bland’ı önemli katkılar yapan bir Marksist teorisyen
ve tarihçi olarak öne çıkaranların özellikle Enver Hoca’nın siyasi çizgisine
yakın çevreler olduğunu gördük. Uluslararası planda da Bland’ın taraftarlarının
ağırlıkla bu siyasi çizgi etrafında yer alanlardan oluştuğu anlaşılıyor.
Oysa Bland’ın
Stalin’i savunmak için geliştirdiği “tarihsel analizlerin” birçoğunun başka
Stalinist çevrelerde de memnuniyetle karşılanması beklenebilir. Bu çevrelerin,
her konuda hemfikir olmasalar bile, Bland’ı kendi ihtiyaçlarına cevap veren bir
“tarihçi” olarak benimsemeleri şaşırtıcı olmazdı.
Örneğin, Bland’ın “Stalin:Efsane ve Gerçek” (Stalin: The Myth and the Reality) başlıklı yazısındaki temel yaklaşımın, Enver Hocacı olmayan pek çok Staliniste de çekici geleceğini düşünüyorum. Bland bu yazıda, Stalin’in ölümünden yıllar önce Sovyet yönetiminde “gizli ya da potansiyel revizyonistlerin” çoğunluğu oluşturduğunu ileri sürüyor. Stalin'in etrafındaki kişi kültünü, bu çoğunluğun gerçek iktidarını gizleyen bir araç olarak “açıklıyor”. Masum insanların tutuklanıp öldürülmesinin sorumluluğunu ise Stalin’den alıp onun sosyalizm karşıtı muhaliflerine yüklüyor.
Buradaki “akıl
yürütmelerinden” biri özellikle dikkat çekici. Bland’a göre, masum insanların
tutuklanmasının sosyalizme hizmet edeceğini ancak akıl sağlığını yitirmiş biri
düşünebilir. Stalin ise ölümüne kadar akli yetilerini korumuştur. Öyleyse masum
insanların öldürülmesi, Stalin’in ve onunla birlikte hareket eden
“Marksist-Leninistlerin” değil, sosyalizmin “revizyonist” düşmanlarının
talimatıyla gerçekleşmiş olmalıdır.
Bland’ın
muhakemesinde eksik olan şey, tam da kanıtlanması gereken bağlantıdır.
Stalin’in akıl sağlığını korumuş olması, masum insanların tutuklanmasını ve
öldürülmesini onaylamadığını nasıl gösteriyor? Siyasi iktidarını korumaya
çalışan bir yöneticinin, akıl sağlığı yerinde olduğu hâlde masum insanların
cezalandırılmasına karar vermesi neden mümkün olmasın? Bland, Stalin’in böyle
bir sorumluluk taşıyamayacağını daha baştan kabul ediyor; ardından bu kabulü
tarihsel bir sonuca dönüştürüyor.
Ancak sorun
yalnızca bu mantıksal sıçramadan ibaret değil. Stalin’in akıl sağlığı üzerinden
yürütülen tartışma, terörün toplumsal ve siyasi işlevini de görünmez kılıyor.
Marksist bir açıklama, Stalin’in kişisel sorumluluğunu değerlendirirken onun
başında bulunduğu bürokrasinin çıkarlarını ve iktidarını nasıl koruduğunu da
incelemek zorundadır. Stalinist terör, maddi ve toplumsal ayrıcalıklarını
koruyan bürokratik kastın, iktidarına yönelik mevcut ve olası muhalefeti
ezmesinin aracıydı. Eski Bolşeviklerin ve devrimci kadroların tasfiyesi, Ekim
Devrimi’nin siyasi deneyimini ve bürokrasiye karşı başvurulabilecek devrimci
birikimi de hedef alıyordu. Dolayısıyla mesele, Stalin’in akıl sağlığının
yerinde olup olmaması değil; terörün hangi toplumsal çıkarları koruduğu, hangi
siyasi güçleri ortadan kaldırdığı ve nasıl örgütlendiğidir.
Türkiye’deki
Stalinist yayınlarda gördüğüm kadarıyla, diğer bir çağdaş Stalinist “tarihçi”
olan Grover Furr, Bland’a kıyasla çok daha fazla ilgi görüyor. Furr’un Stalin
savunusuyla Bland’ınki arasındaki benzerlikleri ayrıca ele almak gerekir. Ancak
Stalin’i savunmak için göstermiş olduğu bütün çabaya rağmen Bland, Türkiyeli
Stalinistler arasında aynı ölçüde iltifat görmüyor.
Bland’ın Furr
gibi diğer Stalinist çevrelerde daha geniş kabul görmesini zorlaştıran başlıca
etken, onun Enver Hoca’nın siyasi çizgisine olan katı bağlılığı olsa gerek.
Bland’ın, Hoca’nın Sovyetler Birliği ve Çin başta olmak üzere diğer Stalinist rejimlere
yönelttiği “revizyonizm” suçlamalarını ve Sovyetler Birliği’nin
“sosyal-emperyalist”, “sosyal-faşist” olarak nitelendirmesini benimsemesi, bu
yönetimleri savunan çevrelerin onu sahiplenmesini güçleştiriyor.
Dimitrov da mı
Nazi ajanı?
Ancak mesele,
Bland’ın Enver Hoca’nın siyasi çizgisine katı bağlılığıyla sınırlı değil. Kanıt
yerine keyfî çağrışımlara dayandırdığı “tarihsel analizlerinin” bazıları, pek
çok Staliniste bile “Yok artık!” dedirtebilecek türden.
Georgi Dimitrov hakkındaki iddialar bunun çarpıcı bir örneği. Bland’ın başkanlığını yaptığı Britanya Marksist-Leninist Örgütünün (MLOB), modern revizyonizmin kökenlerine ilişkin Merkez Komitesi raporu, Komintern’in 1935’teki VII. Dünya Kongresi’ni “revizyonist ihanet” olarak nitelendiriyor. Dimitrov’un aynı yıl Komintern genel sekreterliğine yükselişi de bu ihanetin bir parçası olarak sunuluyor.
Burada söz konusu
olan, Dimitrov’un savunduğu Halk Cephesi politikasına yönelik siyasi bir
eleştiriyle sınırlı değil. Raporda bu politika “revizyonist” olarak mahkûm
edilirken sorumluluk Dimitrov’a ve onunla birlikte hareket ettiği ileri sürülen
kişilere yükleniyor. Böylece Stalin’i savunmakla, onun döneminde Komintern’in
benimsediği çizgiyi mahkûm etmek, sorumluluğu “gizli düşmanlara” aktaran aynı
açıklama içinde birleştiriliyor.
Rapor, 1933’te
Reichstag yangınıyla bağlantılı suçlamalar nedeniyle Naziler tarafından
tutuklanıp yargılanan Dimitrov’u, emperyalistlerin hizmetindeki bir insan, bir
tür köstebek olarak gösteriyor. Onun dava sırasında elde ettiği uluslararası
siyasi itibarı da Nazi istihbaratının yönlendirdiği bir kampanyaya bağlıyor.
Raporda kurulan
hikâye şöyle: Nazilerin Dimitrov’a gösterdiği ileri sürülen “şaşırtıcı” iyi
muamele, onun emperyalistlerin hizmetine girmiş olduğunun işaretidir. Dimitrov
lehine yürütülen uluslararası kampanyaya yalnızca solun değil, çeşitli
ülkelerdeki kapitalist basının da katılması, bu şüpheyi güçlendiren bir olgu
olarak sunulur. Ardından, bu basın kampanyasının Nazi istihbaratının
yönlendirmesiyle yürütüldüğü ve amacının Dimitrov’u Komintern genel
sekreterliğine taşıyarak emperyalizme hizmet etmek olduğu ilan edilir.
Dimitrov’un bu görevdeki yetkisinin, en azından biçimsel olarak, Komintern’e
bağlı bir partinin “yalnızca” genel sekreteri olan Stalin’inkini aştığı da
özellikle vurgulanır.
Böylece
Dimitrov’un Nazilere karşı mücadelesiyle kazandığı itibar, Naziler hesabına
çalışmasının aracına dönüştürülüyor. Rapor, Dimitrov’un VII. Dünya Kongresi’nde
“emperyalist efendilerine” iyi hizmet ettiğini; onun önderliğinde kabul edilen
politikaların, yirmi bir yıl sonra uluslararası komünist harekette
revizyonizmin tam zaferine zemin hazırladığını ileri sürüyor.
![]() |
| “Georgi Dimitrov sanık kürsüsünde.” Reichstag yangını davasını konu alan Sovyet karikatürü (1933). |
Burada iki farklı
meseleyi birbirinden ayırmak gerekiyor. Dimitrov’un savunduğu politikaları
eleştirmek başka şey (ki bu politikaları şekillendiren kişi elbette Stalin’di);
onun emperyalistlerin ve Nazi istihbaratının hizmetinde olduğunu iddia etmek
başka şey. Birincisi, siyasi programın, kararların ve bunların sonuçlarının
incelenmesini gerektirir. İkincisi ise ayrıca kanıtlanması gereken somut bir
suçlamadır. Siyasi bir çizginin yanlışlığı ya da işçi sınıfına verdiği zarar, o
çizgiyi savunan kişinin yabancı bir istihbarat örgütü adına çalıştığını
kendiliğinden göstermez.
Bland’ın Stalin
savunusunda olduğu gibi, burada da kanıtın yerini önceden kurulmuş bir hikâye
alıyor. Stalin sosyalizmin savunucusu olarak korunurken, eleştirilen -ve
aslında bizzat Stalin’in geliştirmiş olduğu- politikalar ve yaşanan felaketler
onun çevresindeki gizli düşmanların işi sayılıyor. Araştırılması gereken
tarihsel ilişkilerin yerine, Stalin’i her durumda haklı çıkaran ve gündelik
mantığın bile sınırlarını zorlayan bir açıklama yerleştiriliyor.
Aslında burada
özgün bir yöntemle karşılaşmıyoruz. Stalinizmin siyasi karşıtlarını suçlamak
için kullandığı “yöntem”, bu kez Stalinist bir lidere, Dimitrov’a yöneltiliyor.
Programlar, sınıf çıkarları ve siyasi tercihler üzerinden incelenmesi gereken
çatışmalar, ajanların ve gizli servislerin faaliyetleri olarak kurgulanıyor.
Böylece karşıt görüşün neyi savunduğu ve hangi toplumsal çıkarlara karşılık
geldiği soruları geri plana itiliyor; onun kimin hesabına çalıştığına ilişkin
suçlama, tartışmanın yerini alıyor. Stalinist rejimin Trotskiy’e ve diğer
muhaliflere karşı kullandığı suçlama mantığı, bu kez ünlü bir Stalinist lidere,
Dimitrov’a yöneltilmiş oluyor.
Göstermelik
Moskova Duruşmalarında kullanılan bu engizisyon mantığıyla, önceden suçlu
olduğuna karar verilen herkesi ajan ve hain ilan etmek mümkün elbette.
Devam edecek


