02 Ekim 2026

Hazal Yalın’ın dipnotu

Sovyetler Birliği’nin 1945 yılında Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talep etmesi konusunda blogda birbiriyle bağlantılı birkaç yazı yayımladım. Bu yazılarda, söz konusu taleplerin bir “Soğuk Savaş masalı” olduğunu ileri süren Stalinistlerin karşısına farklı kaynakları çıkarmaya çalıştım: Molotov’un söyleşilerini, Hruşçov’un anılarını, Sovyet resmî tarihinin açıklamalarını ve dönemin diplomatik belgelerini.

Bu kez aynı meseleye biraz farklı bir yerden bakmak istiyorum. Hazal Yalın’ın 1945: Türkiye-SSCB İlişkileri başlıklı kitabının[1] 206. sayfasındaki uzun bir dipnottan söz edeceğim.

Kitabı okudum. Önümüzdeki günlerde bir kez daha, bu defa daha dikkatle ve not alarak okuyacağım. Ardından kitap hakkında ayrıca bir yazı yazabilirim. Ancak burada kitabın tamamını değerlendirmeye girişmeden, okurken dikkatimi çeken bu dipnot üzerinde durmak istiyorum.

Hazal Yalın da Stalinist bir yazar. Ne var ki Sovyetlerin Türkiye’den toprak ve üs talebi konusunda, Türkiye’deki Stalinistlerin önemli bir bölümünden farklı bir tutum alıyor. Taleplerin varlığını inkâr etmiyor; bu inkârın nasıl gerekçelendirildiğini de eleştiriyor.

Dipnot, “Molotov’un, SSCB’nin Toprak Talebinden Vazgeçtiğine Dair Resmî Açıklaması” başlıklı bölümün hemen başında yer alıyor. Daha başlıkta, üzerinde biraz durmayı gerektiren bir ifade var: Toprak talebinden vazgeçmek. Ortada bir talep yoksa neden vazgeçilmiş olsun?

Sovyetler Birliği'nin Türkiye’den toprak talebini inkâr eden bir paylaşım: Çağlar Tekin, 26 Mart 2021.
Yalın, Türkiye solunda antikomünist propagandaya malzeme vermeme kaygısıyla, Sovyetler Birliği’nin toprak talebinde bulunduğunun genellikle kabul edilmediğini söylüyor. Üstelik bunun yalnızca Sovyetler Birliği’ni korumaya çalışan çevrelerle sınırlı olmadığını da belirtiyor.

Bu tespitin bütün kapsamını burada tartışmayacağım. Ama işaret ettiği sorun önemli. Antikomünist propagandaya karşı çıkmak başka şey, bu propagandada kullanılmış bir tarihsel olguyu inkâr etmek başka. Birincisi, ikincisini gerektirmiyor.

Nitekim son yazımda ben de aynı ayrım üzerinde durmuştum. Türkiye’de egemen sınıfların ve onların siyasi temsilcilerinin antikomünist histeri yaratmaya yönelik girişimlerine karşı çıkmalıyız. Ancak bunun için Stalin yönetiminin toprak ve üs taleplerini yok saymamız gerekmiyor. Bir talebin propaganda konusu yapılmış olması, o talebin hiç ileri sürülmediğini kanıtlamaz. Üstelik Stalin’in konuyla ilgili kendisine iletilen çekinceleri kulak ardı eden akıldışı ısrarıyla gündeme getirilen bu talepler de hiç kuşkusuz son derece sert bir eleştiriyi hak ediyor.

Yalın’ın dipnotunda beni özellikle durup düşündüren bölüm ise şu. Kendisiyle bu meseleyi tartışanların sıkça kullandıkları argümanı şöyle aktarıyor:

Bir toprak ve / veya üs talebi olsaydı hiç değilse Türkiye’ye sunulmuş bir Sovyet notası, yani resmî bir belge olurdu; oysa öyle bir şey yok. Demek ki toprak ve üs talebi de yok.

Tanıdık bir akıl yürütme biçimi, öyle değil mi?

Behlül Özkan’ın yazısında da meselenin düğümlendiği noktalardan biri buydu. Molotov’un Türkiye’nin ittifak önerisine karşı sınır değişikliği ve üs koşullarını ileri sürdüğü kabul ediliyor; fakat yazılı bir nota bulunmadığı ve bunlar ittifakın koşulları olarak sunulduğu için “talep” sayılmıyordu.

Yalın bu dipnotta Özkan’ın adını anmıyor. Dolayısıyla onunla doğrudan polemik yürüttüğünü söylemiyorum. Ancak eleştirdiği muhakemenin Özkan’ın yaklaşımıyla kesiştiği açık.

Bir dışişleri bakanının başka bir ülkenin büyükelçisine ilettiği koşullar, ayrıca bir nota hazırlanmadığı için söylenmemiş hâle gelmez. Üstelik yazılı belgenin kime ve hangi bağlamda sunulduğunu da ayırmak gerekir. Sovyet heyetinin Temmuz 1945’te Potsdam’a sunduğu üs önerisi yazılıydı; fakat Ankara’ya gönderilmiş bir ültimatom değildi. Son yazımda bu ayrımı da özellikle belirtmiştim.

Yalın, inkârcı muhakemenin vardığı çelişkiyi şu cümleyle görünür kılıyor:

Bu halet-i ruhiye göre Sovyetler Birliği, toprak ve üs talebinden vazgeçmiştir ama bu durum toprak ve üs talebinde bulunduğu anlamına gelmez!

Doğrusu, daha önce 1974 tarihli resmî Sovyet yayını üzerine yazarken benim de aklımdan geçen buydu. 1953’te taleplerden vazgeçildiğini kabul edip öncesinde böyle taleplerin bulunmadığını söylemek nasıl mümkün olabilir?

Dipnotun bir başka önemli yanı da Hruşçov ve Molotov’un tanıklıklarının nasıl elendiğine ilişkin açıklaması. Yalın, Hruşçov’un Stalin’e karşı tutumunun ve Molotov’un Hruşçov döneminde bir süre dışişleri bakanlığı yapmış olmasının, bu iki ismin söylediklerini reddetmek için gerekçe olarak kullanıldığını anlatıyor. Molotov’un Stalin’i savunmayı, ona sahip çıkmayı sürdürdüğünü de özellikle hatırlatıyor.

Elbette bir tanıklığı sırf içeriden geliyor diye sorgulamadan kabul edemeyiz. Anıları ve söyleşileri dönemin belgeleriyle karşılaştırmak gerekir. Fakat kaynakların güvenilirliğini tartışmakla, hoşumuza gitmeyen şeyleri söyledikleri için onları peşinen elemek aynı şey değildir.

Hazal Yalın’la Stalin ve Stalinizm konusunda çok köklü görüş ayrılıklarım var. Bu dipnot, o ayrılıkları ortadan kaldırmıyor. Ama burada tarihsel olguların ideolojik gerekçelerle reddedilmesine yönelttiği eleştiriyi yerinde buluyorum.

Bu nedenle onun yaklaşımını, talepleri kategorik biçimde inkâr eden Yalçın Küçük’ünkiyle ya da içeriklerini kabul edip talep niteliğini reddeden Özkan’ınkiyle aynı kefeye koymak kesinlikle doğru olmaz.

Dipnotun değeri de burada: Stalin’i savunan bir yazar, Sovyetlerin Türkiye’den toprak ve üs talep ettiğini kabul ediyor ve bu gerçeği inkâr etmek için kullanılan muhakemeyi eleştiriyor. Demek ki Stalinistler arasından da bu konuda inkârcılığa ya da inkârı sürdürmek için gerekçe üretmeye sığınmayan bir ses çıkabiliyor.

[1] Hazal Yalın, 1945: Türkiye-SSCB İlişkileri, İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, 2021, s. 206, dipnot 220.

Ayrıca bkz.:

Tarihi tersyüz ederken hakikate çarpmak

Molotov Anlatıyor: 1945’te Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talebi

Hruşçov’un anıları ne söylüyor?

Kremlin’in 1970’lerin ortasındaki “diplomatik” manevrası

Stalin haritaya bakarken

1945’in öncesine uzanan bir talep: Boğazlarda üs

Hazal Yalın’ın kitabındaki söz konusu dipnotun tamamı:



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder