Hazal Yalın’ın dipnotu
Sovyetler Birliği’nin 1945 yılında Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talep etmesi konusunda blogda birbiriyle bağlantılı birkaç yazı yayımladım. Bu yazılarda, söz konusu taleplerin bir “Soğuk Savaş masalı” olduğunu ileri süren Stalinistlerin karşısına farklı kaynakları çıkarmaya çalıştım: Molotov’un söyleşilerini, Hruşçov’un anılarını, Sovyet resmî tarihinin açıklamalarını ve dönemin diplomatik belgelerini.
Bu kez aynı
meseleye biraz farklı bir yerden bakmak istiyorum. Hazal Yalın’ın 1945: Türkiye-SSCB İlişkileri başlıklı kitabının[1] 206. sayfasındaki uzun bir
dipnottan söz edeceğim.
Kitabı okudum.
Önümüzdeki günlerde bir kez daha, bu defa daha dikkatle ve not alarak
okuyacağım. Ardından kitap hakkında ayrıca bir yazı yazabilirim. Ancak burada
kitabın tamamını değerlendirmeye girişmeden, okurken dikkatimi çeken bu dipnot
üzerinde durmak istiyorum.
Hazal Yalın da
Stalinist bir yazar. Ne var ki Sovyetlerin Türkiye’den toprak ve üs talebi
konusunda, Türkiye’deki Stalinistlerin önemli bir bölümünden farklı bir tutum
alıyor. Taleplerin varlığını inkâr etmiyor; bu inkârın nasıl
gerekçelendirildiğini de eleştiriyor.
Dipnot,
“Molotov’un, SSCB’nin Toprak Talebinden Vazgeçtiğine Dair Resmî Açıklaması”
başlıklı bölümün hemen başında yer alıyor. Daha başlıkta, üzerinde biraz
durmayı gerektiren bir ifade var: Toprak talebinden vazgeçmek. Ortada
bir talep yoksa neden vazgeçilmiş olsun?
| Sovyetler Birliği'nin Türkiye’den toprak talebini inkâr eden bir paylaşım: Çağlar Tekin, 26 Mart 2021. |
Bu tespitin bütün
kapsamını burada tartışmayacağım. Ama işaret ettiği sorun önemli. Antikomünist
propagandaya karşı çıkmak başka şey, bu propagandada kullanılmış bir tarihsel
olguyu inkâr etmek başka. Birincisi, ikincisini gerektirmiyor.
Nitekim son yazımda ben de aynı ayrım üzerinde durmuştum. Türkiye’de egemen sınıfların
ve onların siyasi temsilcilerinin antikomünist histeri yaratmaya yönelik
girişimlerine karşı çıkmalıyız. Ancak bunun için Stalin yönetiminin toprak ve
üs taleplerini yok saymamız gerekmiyor. Bir talebin propaganda konusu yapılmış
olması, o talebin hiç ileri sürülmediğini kanıtlamaz. Üstelik Stalin’in konuyla
ilgili kendisine iletilen çekinceleri kulak ardı eden akıldışı ısrarıyla
gündeme getirilen bu talepler de hiç kuşkusuz son derece sert bir eleştiriyi
hak ediyor.
Yalın’ın
dipnotunda beni özellikle durup düşündüren bölüm ise şu. Kendisiyle bu meseleyi
tartışanların sıkça kullandıkları argümanı şöyle aktarıyor:
Bir toprak ve / veya üs talebi olsaydı hiç değilse Türkiye’ye sunulmuş bir
Sovyet notası, yani resmî bir belge olurdu; oysa öyle bir şey yok. Demek ki
toprak ve üs talebi de yok.
Tanıdık bir
akıl yürütme biçimi, öyle değil mi?
Behlül Özkan’ın
yazısında da meselenin düğümlendiği noktalardan biri buydu. Molotov’un
Türkiye’nin ittifak önerisine karşı sınır değişikliği ve üs koşullarını ileri
sürdüğü kabul ediliyor; fakat yazılı bir nota bulunmadığı ve bunlar ittifakın
koşulları olarak sunulduğu için “talep” sayılmıyordu.
Yalın bu dipnotta
Özkan’ın adını anmıyor. Dolayısıyla onunla doğrudan polemik yürüttüğünü
söylemiyorum. Ancak eleştirdiği muhakemenin Özkan’ın yaklaşımıyla kesiştiği
açık.
Bir dışişleri
bakanının başka bir ülkenin büyükelçisine ilettiği koşullar, ayrıca bir nota
hazırlanmadığı için söylenmemiş hâle gelmez. Üstelik yazılı belgenin kime ve
hangi bağlamda sunulduğunu da ayırmak gerekir. Sovyet heyetinin Temmuz 1945’te
Potsdam’a sunduğu üs önerisi yazılıydı; fakat Ankara’ya gönderilmiş bir
ültimatom değildi. Son yazımda bu ayrımı da özellikle belirtmiştim.
Yalın, inkârcı
muhakemenin vardığı çelişkiyi şu cümleyle görünür kılıyor:
Bu halet-i ruhiye göre Sovyetler Birliği, toprak ve üs talebinden
vazgeçmiştir ama bu durum toprak ve üs talebinde bulunduğu anlamına gelmez!
Doğrusu, daha
önce 1974 tarihli resmî Sovyet yayını üzerine yazarken benim de aklımdan geçen buydu.
1953’te taleplerden vazgeçildiğini kabul edip öncesinde böyle taleplerin
bulunmadığını söylemek nasıl mümkün olabilir?
Dipnotun bir
başka önemli yanı da Hruşçov ve Molotov’un tanıklıklarının nasıl elendiğine
ilişkin açıklaması. Yalın, Hruşçov’un Stalin’e karşı tutumunun ve Molotov’un
Hruşçov döneminde bir süre dışişleri bakanlığı yapmış olmasının, bu iki ismin
söylediklerini reddetmek için gerekçe olarak kullanıldığını anlatıyor.
Molotov’un Stalin’i savunmayı, ona sahip çıkmayı sürdürdüğünü de özellikle
hatırlatıyor.
Elbette bir
tanıklığı sırf içeriden geliyor diye sorgulamadan kabul edemeyiz. Anıları ve
söyleşileri dönemin belgeleriyle karşılaştırmak gerekir. Fakat kaynakların
güvenilirliğini tartışmakla, hoşumuza gitmeyen şeyleri söyledikleri için onları
peşinen elemek aynı şey değildir.
Hazal Yalın’la
Stalin ve Stalinizm konusunda çok köklü görüş ayrılıklarım var. Bu dipnot, o
ayrılıkları ortadan kaldırmıyor. Ama burada tarihsel olguların ideolojik
gerekçelerle reddedilmesine yönelttiği eleştiriyi yerinde buluyorum.
Bu nedenle onun
yaklaşımını, talepleri kategorik biçimde inkâr eden Yalçın Küçük’ünkiyle ya da
içeriklerini kabul edip talep niteliğini reddeden Özkan’ınkiyle aynı kefeye
koymak kesinlikle doğru olmaz.
Dipnotun değeri
de burada: Stalin’i savunan bir yazar, Sovyetlerin Türkiye’den toprak ve üs
talep ettiğini kabul ediyor ve bu gerçeği inkâr etmek için kullanılan
muhakemeyi eleştiriyor. Demek ki Stalinistler arasından da bu konuda
inkârcılığa ya da inkârı sürdürmek için gerekçe üretmeye sığınmayan bir ses
çıkabiliyor.
[1] Hazal
Yalın, 1945: Türkiye-SSCB İlişkileri, İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, 2021,
s. 206, dipnot 220.
Ayrıca bkz.:
Tarihi tersyüz ederken hakikate çarpmak
Molotov Anlatıyor: 1945’te Türkiye’den
toprak ve boğazlarda üs talebi
Hruşçov’un anıları ne söylüyor?
Kremlin’in 1970’lerin ortasındaki
“diplomatik” manevrası
1945’in
öncesine uzanan bir talep: Boğazlarda üs
Hazal Yalın’ın
kitabındaki söz konusu dipnotun tamamı: