20 Ekim 2026

Stalin: “Biz Türkleri Asya’ya kovacağız”

Bu konuyu daha önce birkaç kez ele aldım.

Blogu izleyenler hatırlayacaktır: Stalin yönetiminin Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talep etmesinin bir “Soğuk Savaş masalı” olduğunu ileri süren Stalinistlerin karşısına, farklı kaynaklardan gelen tanıklıkları ve belgeleri çıkarmaya çalıştım. İlgili yazıların listesini aşağıda bulabilirsiniz.

Bu kez aynı konuya Dimitrov’un günlüğü üzerinden dönmek istiyorum. Günlüğün Türkçe çevirisinin ikinci cildinde yer alan bazı kayıtlar, önceki yazılarda ele aldığım tabloya önemli ayrıntılar ekliyor. Özellikle Stalin’in 25 Kasım 1940’ta söyledikleri üzerinde durmaya değer.

Üstelik bu kayıtta yalnızca boğazlarda üs meselesi yok. Bulgaristan’ın Türkiye ve Yunanistan’a yönelik toprak iddialarının desteklenmesi, Türkiye’nin nüfus bileşimi üzerine yapılan hesaplar ve Türklerin Asya’ya kovulmasından söz eden ifadeler de var.

Sözü fazla uzatmadan kaynağa geçelim.

Dimitrov’un kaydettiği görüşme

Bill Bland hakkındaki mini yazı dizisinin üçüncü bölümünde Dimitrov’un günlüğünden kısaca söz etmiştim. İlk kez 1997’de Bulgarca yayımlanan günlük, 2003’te Ivo Banac’ın yayına hazırladığı kısaltılmış İngilizce baskıyla okura sunuldu. Rüstem Aziz’in yaptığı Türkçe çeviri ise TÜSTAV tarafından 2004-2005 yıllarında üç cilt olarak yayımlandı.[1]

Günlük, Dimitrov’un Stalin’le görüşmelerini, ondan aldığı talimatları ve Komintern’in siyasi çizgisinin nasıl şekillendiğini izlememizi sağlayan önemli bir kaynak. Burada yıllar sonra hatırlanan olayların anlatımını değil, olaylar sırasında tutulmuş kayıtları okuyoruz.

Dimitrov, 25 Kasım 1940 tarihli kaydına şöyle başlıyor:

Komintern’e henüz dönmüştüm ki Stalin’in yanına çağrıldım. Molotov’u (ve Dekanozov’u) orada buldum.[2]

Görüşmenin önemli bir bölümünü, Sovyetler Birliği’nin Bulgaristan’a önerdiği yardımlaşma anlaşması oluşturuyor. Stalin, Karadeniz ve Boğazlar yönünden her iki ülkenin güvenliğinin tehdit altında bulunduğunu söylüyor; Bulgaristan’a ekonomik ve askerî yardım yapmaya hazır olduklarını anlatıyor.

Ardından sözü Türkiye’ye getiriyor:

Türkiye’ye gelince, üs isteyeceğiz ki, Boğazlar bize karşı kullanılmasın.[3]

Bu kadar açık.

Dimitrov’un kaydına göre Stalin, Molotov’un da bulunduğu bir görüşmede, Türkiye’den boğazlarda üs isteyeceklerini söylüyor.

Diplomatik belgenin yanına eklenen tanıklık

Daha önce yayımladığım “1945’in öncesine uzanan bir talep: Boğazlarda üs” başlıklı yazıda, bu hedefin savaş sonrasında ortaya çıkmadığına işaret etmiştim.

O yazıda ele aldığım belgelerden biri, Almanya’nın Moskova Büyükelçisi Schulenburg’un 26 Kasım 1940 tarihli telgrafıydı. Telgraf, Molotov’un kendisine ilettiği Sovyet koşullarını kayda geçiriyordu. Bu koşullar arasında, boğazların yakınında Sovyet kara ve deniz kuvvetleri için uzun süreli kiralama yoluyla üs kurulması da bulunuyordu.

Stalin ve Dimitrov
Dimitrov’un günlüğü, bu diplomatik belgenin yanına başka bir kaynaktan gelen bir tanıklık ekliyor: Stalin’in bir gün önce yakın çevresine söylediklerini.

Birinde Sovyet hükümetinin Almanya’ya sunduğu koşullar, diğerinde ise Stalin’in aynı hedefi dile getirdiği görüşmenin kaydı var. İki kaynak birbirini tamamlıyor.

Dolayısıyla boğazlarda üs edinme hedefini yalnızca Türkiye’nin savaş sırasındaki tutumuna veya 1945’te dostluk antlaşmasının yenilenmesi etrafında yürütülen görüşmelere bağlamak mümkün değil. Stalin bu hedefi Kasım 1940’ta yakın çevresinde açıkça dile getiriyordu.

Bulgaristan’ın toprak iddialarına destek

Görüşmede dikkat çeken bir başka unsur, benim bu konuyla ilgili önceki yazılarda ele aldığım kaynaklarda karşılaşmadığım bir açıklama.

Stalin, Bulgaristan’ın toprak iddialarını desteklediklerini söylüyor:

Bulgaristan’ın Midye-Enez hattı üzerindeki (Edir[ne] vilayeti, Ba[tı] Trakya, Dedeağaç, Drama ve Kavala) topr[ak] iddialarını destekliyoruz.[2]

Burada hem Türkiye’ye hem de Yunanistan’a ait topraklar söz konusu. Midye–Enez hattına kadar uzanan Edirne vilayeti Türkiye’yi; Batı Trakya, Dedeağaç, Drama ve Kavala ise Yunanistan’ı ilgilendiriyor.

Üstelik Stalin, toprak iddialarını desteklediklerini belirtmekle yetinmiyor. Sovyet–Bulgar anlaşmasının yaratacağı güç ilişkisini de açıklıyor:

Böyle bir anlaşma imzalanırsa, Türkiye Bulgaristan’a karşı savaşmayı göze alamayacak ve Balkanlar’daki durum tamamen başka olacaktır.[3]

Bu iki açıklamayı birlikte okumak gerekiyor. Bir yandan Bulgaristan’ın komşularına yönelik toprak iddiaları destekleniyor; diğer yandan bu iddialar karşısında Türkiye’nin askerî müdahalesinin Sovyetler Birliği’yle yapılacak anlaşmayla önlenebileceği hesaplanıyor.

Dolayısıyla görüşmenin konusu, yalnızca mevcut sınırlar içinde güvenliğin nasıl sağlanacağı değil. Bölgedeki sınırların değiştirilmesi ve buna karşı çıkabilecek devletlerin nasıl etkisizleştirileceği de konuşuluyor.

“Nedir şu Türkiye?”

Stalin’in Türkiye’ye ilişkin sözleri, üs açıklamasıyla bitmiyor. Dimitrov’un kaydında hemen ardından şu ifadeler geliyor:

Biz Türkleri Asya’ya kovacağız. Nedir şu Türkiye? Orada iki milyon Gürcü, 1 milyon Ermeni, 1 milyon Kürt vb. var. Türkler sadece 6-7 milyon.[3]

Bu pasajdaki nüfus rakamlarını Türkiye’nin demografik yapısına ilişkin güvenilir veriler olarak almamak gerektiği açık. Burada önemli olan, Stalin’in bu rakamlarla ne yapmaya çalıştığı.

Türkiye’de yaşayan farklı halkları sıralıyor, Türklerin sayısını küçümsüyor ve bütün bunları “Türkleri Asya’ya kovacağız” sözüyle birleştiriyor. Başka bir ülkenin nüfusu ve toprakları, üzerinde büyük devletlerin tasarrufta bulunabileceği unsurlar gibi ele alınıyor.

Bu kısa kayıttan ayrıntıları belirlenmiş bir sınır değişikliği veya askerî harekât planı çıkaramayız. Ancak Stalin’in Türkiye’nin mevcut sınırlarına ve egemenliğine nasıl baktığını anlamak için böyle bir plana ihtiyacımız da yok.

Dahası, 1945’te Türkiye’den toprak talep edildiğini gösteren kaynaklar bu sözlerle birlikte okunduğunda, ortaya çıkan tablo daha da açık hâle geliyor. Bu kayıt, tek başına Kars ve Ardahan’ın talep edildiğini kanıtlamaz elbette; fakat o taleplerin arkasındaki siyasi zihniyeti anlamamızı sağlar. Türkiye hakkında böyle konuşan, gücü elinde toplamış ve dediğim dedik bir diktatörün birkaç yıl sonra Türkiye’den toprak ve üs istemesi hiç de şaşırtıcı görünmüyor.

İnkârın karşısındaki kaynaklar

Molotov’un söyleşileri, Hruşçov’un anıları, resmî Sovyet tarihinin taleplerden vazgeçildiğini kabul eden anlatısı ve dönemin diplomatik belgeleri farklı nitelikte kaynaklar. Bunların her birini kendi bağlamı içinde değerlendirmek gerekiyor. Ancak bu farklı kaynakların aynı hedefleri ve girişimleri doğrulaması kesinlikle görmezden gelinemez.

Şimdi bunların yanına, Stalinist bürokrasinin en tepesinde yapılan bir iç değerlendirmede dile getirilen ve Dimitrov’un günlüğüne kaydettiği “üs isteyeceğiz” sözü de ekleniyor. Üstelik aynı kayıtta Bulgaristan’ın Türkiye’ye yönelik toprak iddialarının desteklenmesi ve “Türkleri Asya’ya kovacağız” ifadesi de yer alıyor. Taleplerin varlığını inkâr edenlerin, diğer kaynaklarla birlikte bu kaydı da açıklaması gerekiyor.

[1] Georgi Dimitrov, Günlük, çev. Rüstem Aziz, TÜSTAV, İstanbul; c. 1: 9 Mart 1933-31 Ağustos 1939, 2004; c. 2: 1 Eylül 1939-5 Mayıs 1945, 2004; c. 3: 6 Mayıs 1945-6 Şubat 1949, 2005. İngilizce kısaltılmış baskı: The Diary of Georgi Dimitrov, 1933-1949, giriş ve yayına hazırlama: Ivo Banac, Yale University Press, New Haven ve Londra, 2003.

[2] Georgi Dimitrov, Günlük, c. 2: 1 Eylül 1939–5 Mayıs 1945, çev. Rüstem Aziz, TÜSTAV, İstanbul, 2004, 25 Kasım 1940 tarihli kayıt, s. 36.

[3] A.g.e., s. 37.

Konuyla ilgili önceki yazılar:

Tarihi tersyüz ederken hakikate çarpmak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder